Hastalık; yaşamımızdaki dengeleri alt-üst eden, stres yaratan bir durumdur. Ciddi bir hastalığımızın olması doğal olarak çok fazla strese neden olur. Hastalığımızın teşhisiyle birlikte yaşadığımız aşamalar vardır.
Birinci aşama; ciddi, yaşamımızı tehdit eden bir hastalığımızın olduğunu kabul etmeyi reddettiğimiz inkar safhasıdır. Bazılarımız tedavi olmaktan kaçar, bazılarımız da teşhisimizin yanlış olduğunu duymak umuduyla doktor doktor gezeriz.
İkinci aşama; öfke safhasıdır. Doktorumuzda dahil olmak üzere çevremizdeki herkese karşı bir dargınlık hissedebiliriz. Bir anda eşimiz yada sevdiğimiz diğer kimselere karşı hoşgörümüzün azaldığını fark edebiliriz. Sanki hiç kimse doğruyu söylemiyor yada yapmıyor gibi görünebilir. Sağlıklı kimselere içerlemek çok sık görülür. “ Bu neden benim başıma geldi? Neden bir başkasına değil? ” diye düşünebiliriz.
Üçüncü aşama; pazarlık safhasıdır. Bu, birçoğumuzun Allah’a yönelip, bir mucize gerçekleşmesi yada ömürlerimizin uzaması için dua ettiğimiz safhadır. “Evet...........ama” şeklinde başlayan pazarlığa girme ifadeleri görülür. İyi davranışlarda bulunmaya söz veririz.
Dördüncü aşama; depresyon safhasıdır. Harcanan çabaların durumu düzeltmeye yetmediğini fark ettiğimizde yaşarız. Öncelikle geçmişte kaybedilenler, yapılamayanlar, hatalar için daha sonrada gelecek için yas tutarız.
Beşinci aşama kabullenme safhasıdır. Kabullenme, en sonunda hastalığımıza alışmayı gerektirmektedir. Bunun için de zaman gereklidir. Kabullenme gerçekleştikten sonraki yaşamımız en iyi şekilde geçireceğimiz dönemdir.
Bir çoğumuz bu safhaların hepsini yaşar. Bazılarımız ise yalnızca birkaç safhasından geçebiliriz.
Ciddi bir hastalığımızın olduğunu öğrendiğimizde bundan dolayı hüzün yaşayabiliriz. Hüznü ilk hissetmeye başladığımız zaman, duygularımızı kabul etmemiz gereken zamandır. Duygularımızı kabul ederek, onlarla daha iyi mücadele edebiliriz. Duygularımızı kabullenebilir ve bunlardan ürkmemeye çalışabiliriz. Bu duyguları yaşamamız için kendimize izin verirsek, bunlar gelip geçecek ve bizde normal hayatımıza devam edeceğiz. Duygularımızı inkar etmemiz onların ortadan kalkmasını sağlamaz . Biz inkar etsek te bu duygular bizi bunaltabilir, uykusuzluk, baş ağrısı, kaygı ve depresyon gibi durumlar yaşamamıza neden olabilir.
Teşhisimize tepki olarak kendimizi umutsuz ve çaresiz hissedebiliriz. Çaresizlik ve umutsuzluk duyguları, bizim kendi kendimize olumsuz bir gelecek kurmamıza neden olur. Çaresizlik ve umutsuzlukla başetmede en iyi yol olumlu düşünebilmektir. Hastalığı olan bir kişinin zaman zaman kendi durumuna üzülmesi çok normaldir. Ancak kendimize aşırı derecede acımak depresyon ve öfke ile sonuçlanabilir. Kendimize acımayı en aza indirmenin yolu hayatımızda güzel olan şeylere ve iyi giden olaylara yoğunlaşmamızdır. Hayatımızı elimizden geldiğince dolu dolu yaşamaya çalışmakta kendimize acımadan yaşamanın bir başka yoludur. Hastalık öncesi yaptığımız tüm aktivitelerimizi aynen yapabildiğimiz kadar yapmaya devam etmek, hatta ertelediğimiz yada daha önce aklımızdan bile geçirmediğimiz şeyleri denemek hayatımızı doyasıya yaşamaktır.
Hastalığımızla ilgili bilgilenme bizim hastalığımızla başetmemizde ve kendimizi güven içinde hissetmemizde bize yardımcı olacaktır. Tedavi ekibi ve ailemiz ile tedavinin her aşamasında iletişimimizi ve işbirliğimizi sürdürülmemiz bizde yalnızlık ve terkedilmişlik duygusunun yaşanmaması için önemlidir. Hastalığımızla ilişkin yaşadıklarımızı konuşmak zor gelebilir. Ailemizi üzmemek için konuşmaktan çekinebiliriz. Hastalığımızın bizi en çok rahatsız eden yönlerini, ailemizden beklentilerimizi ve yaşamdaki arzularımızı ailemizle açıkça paylaşabilmeliyiz. Bu paylaşımlar yapıcı bir şekilde sorunlarımızı çözmemizi sağlar.
Hastalığımızla başetme becerileri geliştirirken, kendi kendimize başedemediğimize karar verdiğimizde bir uzman yardımı talep etmekten de çekinmemeliyiz.
|