faydalı bilgiler
 

ACİL DURUMLAR NELERDİR VE NE ZAMAN AMBULANS ÇAĞIRILMALIDIR;

  • Suda boğulma
  •  Trafik kazası
  •  Ateşli silah yada bıçakla yaralanmalar
  •  İntihar girişimi
  •  Tecavüz
  •  Yüksekten düşme
  •  Ciddi iş kazaları, uzuv kopmaları
  •  Elektrik çarpması
  •  Donma, soğuk çarpması
  •  Sıcak çarpması
  •  Ciddi yanıklar
  •  Ciddi göz yaralanmaları
  •  Zehirlenmeler
  •  Omurga ve bacaklardaki kırıklar
  •  Dalış sırasında vurgun yeme
  •  Kalp krizi ve kalp ritim bozuklukları
  •  Astım krizi ve akut solunum sıkıntıları
  •  Bilinç kaybına yol açan tüm durumlar
  •  Ani felçler
  •  Genel durumda ciddi bozulmalar
  •  Yüksek ateş (39 ve üzeri)
  •  Şeker ve üre komaları
  •  Diyaliz hastalarının genel durum bozukluğu
  •  Ani başlayan şiddetli karın ağrısı
  •  Ani başlayan şiddetli kanamalar
  •  Menenjit, ensefalit
  •  Şiddetli böbrek ağrısı
  •  Akut psikotik tablolar
  •  Kusma ve şuur kaybıyla birlikte gelen baş ağrıları
  •  Yeni doğan bebeklerde koma hali
  •  Başlamış doğum eylemi
  •  

ACİL DURUMDA TEK BAŞINAYSANIZ;

  •  Her şeyden önce sakin olunuz
  •  İçinde bulunduğunuz durumu telefonda doktorunuza sakin ve anlaşılır şekilde anlatınız
  •  Doktorunuzun size yapacağı önerileri tek tek yerine getiriniz
  •  Bulunduğunuz adresi doğru ve eksiksiz olarak vermeye çalışınız
  •  Bulunduğunuz yerin yakınında bulunan ve kolayca bulunabilecek bir yapı ya da binayı merkez alarak adresinizi tarif ediniz
  •  Gece ya da gündüz uyarı oluşturması amacıyla görülebilen tüm ışıklarınızı yakmaya çalışınız
  •  Yardım ekibinin size ulaşmasından önce durumunuzun bozulabileceğini düşünüyorsanız evinizin kapısını açınız
  •  Yardım ekibinin size daha rahat müdahale edebilmesi için mümkünse geniş bir odada bekleyiniz

ACİL DURUMDA HASTANIN YANINDAYSANIZ; 

  •  Her şeyden önce sakin olunuz
  •  İçinde bulunduğunuz durumu telefonda doktorunuza sakin ve anlaşılır şekilde anlatınız
  •  Doktorunuzun size yapacağı önerileri tek tek yerine getiriniz
  •  Bulunduğunuz adresi doğru ve eksiksiz olarak vermeye çalışınız
  •  Ortamda bulunabilecek kalabalığı sakinleştirerek mümkün olduğunca ortamdan uzaklaştırınız
  •  Hastayı sakinleştirerek yardımın en kısa sürede ulaşacağını anlatınız
  •  Yardım ekibinin size daha kolay ulaşması için görülebilecek ışıkları yakmalı, ambulans sesi duyulduğunda ise yakıp söndürerek işaret vermelisiniz
  •  Gelen acil yardım ekibine hastanın durumunu sakin, doğru ve net olarak anlatmalısınız
  •  Hasta ambulansla götürülecekse ambulansa binip binemeyeceğinizi ekibimize sorunuz
  •  Müdahale amacıyla ambulansa alınmazsanız lütfen ısrar etmeyiniz, bu durumun hastanızın yararına olduğuna emin olunuz
  •  Ambulansı başka bir araçla yakın takip etmeyiniz, riskli davranışlarda bulunmayınız
  •       Hastanız hakkında bilgi almak için hastaneye varışından sonra hastanemiz acil servisini arayınız

GEREKSİZ ANTİBİYOTİK KULLANIMI
 
Havaların soğumasıyla sık görülen alt ve üst solunum yolu enfeksiyonlarında antibiyotik tedavisinin hastalığın türüne göre uygulanması ve gereksiz kullanımlardan kaçınılması gerektiği belirtildi.
Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Sosyal Pediatri Ünitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Elif Özmert, alt ve üst solunum yolu enfeksiyonlarına neden olan mikropların birbirinden farklı olduğu için antibiyotik kullanımına dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.
Üst solunum yolu enfeksiyonlarının genellikle burun akıntısı, öksürük ve ateş şeklinde görüldüğünü belirten Özmert, hırıltı, hızlı nefes alıp verme ve göğüste çekilmenin olması durumunda ise alt solunum yolu enfeksiyonlarının söz konusu olabileceği için antibiyotik kullanımının da buna göre belirlenmesi gerektiğini anlattı.
Özmert, alt solunum yolu enfeksiyonu olan zatürrenin, antibiyotik ile tedavi edilmesinin uygun olduğunu belirterek, "Zatürre tanısı konulmadan kullanılan antibiyotikler, çocuğun hastalığa yakalanmasını engellemez. Aksine, tedavi için daha kuvvetli bir antibiyotiğin kullanılmasına neden olur" uyarısında bulundu.
Alt solunum yolu enfeksiyonlarından bronşiyolitte antibiyotiğin kullanılabileceğini ifade eden Özmert, havaların soğuması ve kapalı mekanlarda daha fazla zaman geçirilmesine bağlı olarak son aylarda sıkça karşılaşılan üst solunum yolu enfeksiyonlarından nezle ve grip tedavisinde ise antibiyotiğin kullanılmasının uygun olmadığını kaydetti.
Çocuklarda nezle, grip gibi hastalıklara bağlı ateş görülmesi halinde ateş düşürücü şurupların, burun tıkanıklığında serum fizyolojiklerin kullanılmasının ve bol sıvı gıda alınmasının yeterli olduğunu anlatan Özmert, "Nezle ve gribin bulgularına azaltmaya yarayan fakat tedavi edici değeri olmayan nezle-grip ilaçlarının da kullanılmaması gerekir. Bu ilaçlar, çocuklara yarar sağlamadığı gibi pek çok olumsuz yan etkiye de neden olabilmektedir" uyarısında bulundu.
Prof. Dr. Elif Özmert, çocuklarda sık görülen orta kulak iltihabının antibiyotiklerle tedavi edilmesi gerektiğini belirterek, "Bademcik iltihabı yapan ve halk arasında beta olarak bilinen mikrop da antibiyotik ile tedavi edilmeli" dedi.
Mikropların Direnç Kazanmalarını Sağlar
Uygunsuz antibiyotik kullanımının mikropların ilaca direnç kazanmalarına neden olacağına işaret eden Özmert, gereksiz yere antibiyotik kullanımından kaçınılması gerektiği uyarısında bulunarak, "Bu nedenle, doktor önermediği sürece asla gereksiz yere antibiyotik kullanılmamalı" diye konuştu.
Üst solunum yolu enfeksiyonlarında uygun olmayan ilaç tedavisi yapıldığını belirten Özmert, "Uygunsuz antibiyotikler hem boğazımızda bulunan diğer bakterilerin hem de dışarda bulunan bakterilerin o ilaçlara direnç kazanmalarını sağlar. Daha sonra gerçekten zatürre olunduğunda ve antibiyotik kullanıldığında da fayda sağlamaz" dedi.
Özmert, antibiyotik kullanımında ishal, döküntü gibi yan etkilerin de görülebileceğini, gereksiz antibiyotik kullanımının hem bireysel hem de ülke ekonomisine maddi zarar vereceğini söyledi

 

KALP SAĞLIĞI İÇİN AZ TUZ KULLANIN
 
Kalp sağlığı için tuz kullanımı azaltılmalı. İngiliz Tıp Dergisi'nde yayınlanan araştırmaya göre, günlük tuz alımının azaltılması, kalp hastalıkları ve felç riskini 4'te 1 oranında düşürüyor.
Uzmanlar sağlıklı yaşam için, günde 6 gram yani 1 çay kaşığı tuz tüketilmesini öneriyor.
İngiliz Tıp Dergisi'nde yayımlanan araştırma, aşırı tuz tüketiminin sağlığa zararları konusunda elde edilen yeni bulguları gözönüne seriyor. Amerikalı bilim adamları yüksek tansiyonu olan 3 bin kişinin üzerinde bir araştırma yaptı.
Deneklerden bir bölümünün günlük tuz alımı, 10 gramdan 7 grama düşürülürken, diğer grubun ise günlük tuz tüketimi değiştirilmedi.
Araştırmada aldığı günlük tuz miktarı azaltılan katılımcıların, 20 yıllık bir dönem içinde kalp hastalığı ve felç geçirme riskinin dörtte bir oranında azaldığı gözlendi.
Deneklerin kalp hastalıklarından ölme riski ise beşte bir oranında düştü. Uzmanlara göre, bir yetişkinin tükettiği günlük tuz miktarı, yaklaşık 10 gram .
Bunun büyük bölümü, işlenmiş gıda ve ekmekten sağlanıyor. Oysa uzmanların sağlıklı bir yaşam için önerdiği günlük tuz tüketim miktarı 6 gram yani bir çay kaşığı.
Tuz kullanmayı azaltmanın yolu ise abur-cubur yiyeceklerden uzak durmak ve yeteri kadar sebze ve meyve tüketmekten geçiyor. 21.04.2007

HAMİLELİKTE RAŞİTİZM
 
Raşitizm hastalığına yakalanan çocuklarda yapılan araştırmalarda annelerinin hamilelik döneminde yeteri kadar D vitamini almadığı belirlendi.
Sağlık Bakanlığı Raşitizmi Önleme Bilimsel Kurulu Üyesi Prof. Dr. Behzat Özkan, yaptığı açıklamada, özellikle hamile kadınların doğuma üç ay kala D vitamini alması gerektiğini söyledi.
Raşitizm hastalığının, kemik uçlarında D vitamini eksiliği sonucunda kıkırdak dokunun kemiğe ulaşamamasından meydana geldiğini belirten Özkan, hastalık sonucunda bacaklarda eğilme ve çarpıklık oluştuğunu kaydetti.
Özkan, raşitizme yakalanan 0-6 aylık bebeklerde araştırma yapıldığını belirterek, "Araştırmalarımızda hastalığa yakalanan bebeklerin annelerinin hamilelik döneminde yeteri kadar D vitamini almadığı ortaya çıktı" diye konuştu.
Bebeklerin, annelerinin D vitamini deposuyla doğduğunu ifade eden Özkan, şunları söyledi:
"Hamile kadınlar hamileliğinin son üç ayında D vitamini almalıdır. Eğer yeteri kadar vitamin almazlarsa çocuklarında raşitizm hastalığıyla karşılaşılma olasılığı artar. Ayrıca yetişme çağındaki çocuklar 3 yaşına kadar D vitamini almaya devam etmelidir."
"Raşitizm, En Fazla Doğu Anadolu'da Görülüyor"
Raşitizm hastalığının güneş ışınlarından yeteri kadar yararlanılamaması sonucunda oluştuğuna dikkat çeken Özkan, "Güneş ışınları deriye yeteri kadar ulaşamayınca deride D vitamini sentezi yapılamıyor. Bu nedenle kemiklerde yeterince kalsiyum birikmiyor" dedi.
Türkiye'de en fazla raşitizm hastalığının Doğu Anadolu Bölgesi'nde görüldüğünü vurgulayan Özkan, şöyle konuştu:
"Raşitizm artık Doğu Anadolu'da gözüküyor. Batıda çok nadir ortaya çıkıyor. Batıdaki hastalar ise genellikle doğudan giden ailelerin çocukları oluyor. Bu durumda yeteri kadar güneş ışığı almamanın ve beslenme alışkanlıklarının etkisi vardır."
Raşitizme engel olmak için vücudun D vitamini ihtiyacının karşılanması gerektiğini ifade eden Özkan, şu açıklamalarda bulundu:
"D vitamini almak için yeteri kadar güneş ışığı almalıyız. Pencere kenarında oturup güneşlenmekle vücut ihtiyacı olan D vitaminini alamaz. Çünkü pencere camından güneş ışınları yeteri kadar gelmez. Giyim tarzı da vücudun güneş ışınlarını almasında etkilidir. Çok kapalı giyimde deri güneş ışınları ile buluşamaz. Ayrıca D vitamini eksikliğini gidermek için balık tüketimi artırılmalıdır. Somon, tuna, sardunya, yumurta önemli D vitamini kaynaklarındandır."
Özkan, D vitamini eksikliğinin ayrıca raşitizmin yanı sıra çeşitli kanserlere ve kemik erimesine neden olduğunu belirterek 6 ayın altındaki bebeklerin doğrudan güneş ışığına maruz kalmaması gerektiğini de sözlerine ekledi. 21.04.2007


TÜRKİYE'DE GEBELİK

 
Her yıl yaklaşık 2 milyon kadının gebe kaldığı Türkiye'de, doğumların beşte birinden fazlası evde gerçekleşiyor.
Türkiye Aile Planlaması Derneği tarafından yapılmış olan, "Ülkemizde Üreme Sağlığına İlişkin Durum" isimli araştırmada, Türkiye'de gebe kalma, doğum öncesi ve sonrası bakım ile cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda önemli bilgilere yer veriliyor.
Gebelik Öncesi ve Sonrası
Her yıl yaklaşık 2 milyon kadının gebe kaldığı ve bu gebeliklerin 1 milyon 371 bininin canlı doğumla sonuçlandığı Türkiye'de, doğum öncesi bakım alan annelerin oranı yüzde 81.
Tüm doğumların yüzde 78'inde bir doktor, ebe veya hemşire hazır bulunurken, doğumların 5'te 1'inden fazlası ise evde gerçekleşiyor.
Türkiye'de, doğurganlık çağındaki kadınların gebeliğe bağlı düşük, doğum öncesi ve sonrası komplikasonları gibi nedenlerle ölüm oranı da gelişmiş ülkelere kıyasla 10-15 kat daha fazla.
Çocuk Ölümleri
Çalışmanın en önemli bölümlerden birisi de ulusal gelirleri Türkiye'den çok daha düşük olan Çin, Vietnam, Tunus, Kolombiya ve Ukrayna gibi ülkelerde çocuk ölüm oranlarının Türkiye'den düşük olması.
Araştırmada ayrıca, Türkiye'de son 30 yıldaki çalışmalara bakıldığında, anne-çocuk sağlığı hizmetlerinde, nitelik ve nicelik açısından önemli gelişmeler olduğuna da dikkat çekiliyor.
Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar
Cinsel yolla bulaşan hastalıkların Türkiye'de yayılma hızları da giderek arttığı belirtilen çalışmada, özellikle HIV-AIDS'in, gelecek için büyük bir tehdit oluşturduğu ifade ediliyor.
Sağlık Bakanlığı verilerine göre, 31 Mart 1999 itibariyle Türkiye'de 896 HIV-AIDS'li birey bulunurken, bunların 156'sını, 10-24 yaş grup oluşturmakta.
Uzmanlar, bu konuda resmi verilerin gerçekleri yansıtmadığını ileri sürerken, Türkiye'de HIV ile enfekte olmuş bireylerin sayısının binlerle ifade edilebileceğini belirtmektedirler.
 
 
 "Kendinizi günlük işlerinizi yapamayacak kadar mutsuz ve bitkin hissediyorsanız; depresyon riski altında olabirsiniz" diyen uzmanlar, "Bol bol güneş ışığından yararlanın!" önerisini yapıyor.

 

DEPRESYONA KARŞI GÜNEŞ
Özellikle mevsim değişikliklerinde ruhsal dalgalanmalar olabiliyor. Genetik olarak depresyona yatkın kişiler, bu dönemlerde daha çok risk altında.
 Konuya ilişkin bilgi veren Psikyatri Uzmanı Doç. Dr. Sibel Mercan, şunları söyledi:
"Her hastada depresyonun görüntüsü farklı olabiliyor. Bazı insanlarda mesela uykusuzlukla iştahsızlıkla ağlamalarla gelir. Bazı kişilerde ise bedensel yakınmalarla. Bazen tanı konuyor, bazen konamıyor. Çok gereksiz tetkikler, tedaviler uygulanıyor. Hasta psikiyaktriyi bulana kadar zaman kaybedebiliyor."

Kronikleşme Tehlikesi Var
Zaman kaybetmek ise depresyonun kronikleşmesine yol açıyor.
Depresyon belirtilerine değinen Doç. Dr. Mercan, "Eğer işlevselliğinizi bozan bir uykusuzluk, iştahsızlık, mutsuzluk ya da az uyuyup çok neşeli olmak, aşırı neşe coşkunluk gibi belirtiler var ise hiç yemek yememe aşırı yemek yeme, bir takım değişiklikler oluyor ise bir uzmana başvurun diyoruz" dedi.
Güneş ışığının depresyonun en iyi ilacı olduğunu ifade eden uzmanlar, "Bol bol güneş ışığı alarak ruhunuzu sağlıklı tutabilirsiniz" diyor.

 

SES KISIKLIĞINA ÖNLEM
 
Ses kısıklığını önlemek için kafein ve sodalı içeceklerin alınmaması, sigara ve alkolün kullanılmaması gerektiği bildirildi.
Ege Üniversitesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatih Öğüt, ses kısıklığının en sık nedeninin larenjit denen ses tellerinin enfeksiyonu olduğunu ifade etti.
Prof. Dr. Öğüt, bu durumun soğuk algınlığı ve diğer üst solunum yolu enfeksiyonları sırasında ya da aşırı bağırmaktan kaynaklanan ses zorlanmalarında ortaya çıktığını kaydetti.
Belirtiler ve Öneriler
Sesin yanlış kullanılması sonucunda ses tellerinde nodül adı verilen küçük şişliklerin oluşabileceğini belirten Öğüt, nodüllerin ses eğitimi ile ses kullanma alışkanlığı düzeltilmediği sürece kendiliğinden kaybolmayacağını ifade etti.
Erişkinlerde ses kısıklığının en sık görülen nedeninin mide içindeki asitli sıvının yemek borusundan gırtlak seviyesine yükselerek, ses tellerini tahriş etmesi (Reflü) olduğunu bildiren Prof. Dr. Öğüt, şunları söyledi:
"Ses kısıklığı, özellikle sabahları fazladır ve gün içinde azalır. Ses kısıklığı ile birlikte boğazda takılma ve boğaz temizleme alışkanlığı da sık görülen belirtilerdir. Ses kısıklığına neden olan durumların çoğu, ses hijyeniyle ses istirahati ve doğru ses kullanma alışkanlığını kazanmakla düzelir. Ses kısıklığını önlemek için kafein ve sodalı içecekler alınmamalıdır. Sigara ve alkol kullanılmamalı, ses kısıklığı oluştuğunda ses dinlendirilmelidir. Çok uzun süre konuşmaktan kaçınılmalı, bol su içilmelidir. Boğaz kazınarak temizlenmemeli, gürültülü ortamlarda konuşulmamalıdır. İçinde bulunulan ortamın nemi ve ısısı uygun olmalıdır." 21.04.2007

 

SAÇ DÖKÜLMESİNE KARŞI FOTOTERAPİ
 
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı tarafından uygulanan fototerapi (ışın tedavisi) ile saç dökülmelerinin engellendiği bildirildi.
Dermatoloji Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Can Ceylan, fototerapide iki tür ışın verildiğini, bir grup hastada ultraviyole A adı verilen ışın kullanıldığını belirtti.
Bu Tedavi Nasıl Uygulanıyor?
Bu hastalara Psovaleren denilen ışığa duyarlılığı arttırıcı ilaçlar verildiğini, 2 saat sonra özel kabinlerde tüm vücuda ışın uygulandığını ifade eden Ceylan, şunları kaydetti:
"Bu tedavi haftada 2-3 kez tekrarlanıyor. Aynı yöntem saç dökülmelerinin yanı sıra sedef hastalığında da kullanılabiliyor. Eğer olumlu cevap alınırsa tedaviye belirli bir süre daha devam ediliyor. Ultraviyole B ışınlarında ise hastaya yine özel kabinlerde ağızdan ilaç vermeden direkt ışın uygulanıyor. Işın tüm vücuda verildiği gibi, belirli bir bölgeye lokal olarak da uygulanabiliyor. Bu sayede kıl dibinde saç dökülmelerine neden olan hücreler ortadan kaldırılarak, saçların uyarılması sağlanıyor."
Saç dökülmelerinin birçok nedeni olabileceğini anlatan Ceylan, bunlar arasında hormonal faktörler, stres, yanlış kozmetik madde kullanımlarının yer aldığına dikkati çekti.
Hormonal nedenlerle erkeklerde daha erken yaşlarda saç dökülmelerine rastlandığını belirten Ceylan, kadınlar da özellikle hamilelik, menopoz dönemlerinde saç dökülmelerinin ortaya çıkabildiğine işaret etti. 21.04.2007
 

ÇOCUKLARINIZI AŞILAYIN
 
Dünyada her yıl milyonlarca çocuk önlenebilir hastalıklar yüzünden ölüyor.
Veremden 2 milyon, kızamıktan 1 milyon çocuk hayatını kaybediyor.
Bütün bu hastalıklardan aşı yaptırarak korunabilirsiniz.
Dünya Sağlık Örgütü aşılama bilincinin geliştirilmesi amacıyla bu yılki Aşı Haftası'nın sloganını "Aşılayın, Önleyin, Koruyun" olarak belirledi.
Aşı takvimi doğru uygulandığında verem ve kızamık başta olmak üzere menenjit, difteri, tetanoz ve Hepatit-B gibi hastalıklardan çocukları korumak mümkün olabiliyor.
Çiçek ve çocuk felci hastalıkları aşı sayesinde neredeyse yok oldu.
Dünya Sağlık Örgütü kızamık hastalığını yeni hedefi olarak belirledi.
Kızamık hastalığının tedavisi yaklaşık 900 YTL iken bir doz kızamık aşısının maliyeti 20 kuruş.
Türkiye de yaptığı çalışmalarla 2010 yılında kızamıktan tamamen kurtulmayı hedefliyor.
2006 yılında aşı takvimine eklenen menenjit, kızamıkçık ve kabakulak ile birlikte koruma sağlanan hastalık sayısı 10'a yükseldi.
Bu aşılar sağlık ocakları, sağlık evleri, ana çocuk sağlığı ve aile planlaması merkezleri, devlet hastaneleri, toplum sağlığı merkezleri ve aile hekimliği birimlerinde ücretsiz olarak yapılıyor. 17.04.2007

 

Zayıflatan Yosun Kapsülleri
Sağlık Bakanlığı zayıflama amaçlı olarak satılan "Zayıflama Yosun Kapsüllerinin" ithal ve satışının durdurulmasına karar verdi.
Bakanlık, kapsüllerin mahkeme kararı ile toplatılmasını da istedi.
Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü, konuya ilişkin "çok acele" kaydıyla il sağlık müdürlüklerine bir genelge gönderdi.
Genelgede, izini alınmadan kaçak olarak yurda sokulan ve kaçak üretilen "Zayıflama Yosun Kapsülü" adlı ürünün, aktar ve baharatçılarda, hatta eczanelerde satıldığına ve bu ürünü kullananlarda ciddi yan etkiler olduğuna dair şikayetler geldiğine vurgu yapıldı.
Uzmanlar, bu tür ilaçların doktor kontrolü dışı kullanımında "karaciğer, böbrek ve kalp yetmezliğine neden olabileceğini" belirtiyor.
Genelgede, ayrıca ilgili firmalar hakkında, yürürlükteki mevzuat doğrultusunda yasal işlem başlatılması da istendi.
13.04.2007

 

İNSÜLİNSİZ DİYABET
 
Brezilya'da 1. tip şeker hastası olan 13 kişinin, insülin iğnesi ve başka tedavi kullanmadan, kendi kök hücrelerinin nakledilmesiyle uygulanan bir yöntem sonucunda sorunsuz yaşadığı, bazılarının sorunsuz yaşanan döneminin 3 yılı bulduğu bildirildi.
Araştırma ekibinden Chicago Northwestern Üniversitesi Tıp Fakültesi'den Dr. Richard Burt, "1. tip şeker hastalığı tedavisinin tarihinde ilk kez hastalar hiçbir tedavi görmeden, hiçbir ilaç kullanmadan normal kan şekeri düzeyine sahip olarak yaşadılar" dedi.
Kendi Kök Hücreleri Nakledildi
Brezilya'nın Sao Paulo Üniversitesi'nde yapılan araştırmada hastalara, kendi kanlarından elde edilen kök hücreler nakledildi.
1. tip şeker hastalığı, vücudun pankreastaki insülin üreten hücreleri öldürmesi ile başlayan bir bağışıklık sistemi hastalığı. İnsülin tedavisi kan şekeri seviyesini düzenlemek için kullanılıyor.
Dr. Burt kök hücre naklinin, vücudun bağışıklık sisteminin pankreasa saldırmasını durdurmak için kullanıldığını belirtti.
Araştırmaya katılan hastaların kan örneklerinden yeni kök hücreler üretildikten sonra, hastalara birkaç günlük yüksek dozlu kemoterapi uygulandı.
Bu kemoterapi vücudun bağışıklık sistemini neredeyse tamamen etkisiz hale getiriyor ve böylece hastanın bağışıklık sisteminin, vücudunda kalan az sayıdaki insülin üreten hücreleri yoketmesi durduruluyor.
Bundan sonra hastaya nakledilen yeni kök hücreler yeni bir sağlıklı bağışıklık sistemi oluşturuyor. Sağlıklı bağışıklık sistemi ise, artık insülin üreten hücrelere saldırmıyor.
Uygulamada Zamanlama Önemli
Yöntemin başarılı olması için hastalığın ilk aşamalarında uygulanması gerektiği belirtildi.
Hastaların hepsinin yeni şeker hastaları olduğu, ensülin üreten hücrelerinin tamamen yokolmadığını belirten Burt, "zamanlama önemli, eğer uzun süre beklerseniz, vücudun kendisini tamir etme imkanı yokolmuş olur" dedi.
Araştırmaya katılan hastaların 3 hafta kadar hastaneye kaldırıldığı, çoğunun mide bulantısı, kusma ve saç dökülmesi gibi belirtiler gösterdiği, bir hastanın zatürre olduğu belirtildi.
Araştırmayı yapan ekipten Sao Paulo Üniversitesi'nden Dr. Julio Voltarelli, geri kalan 13 hastanın, araştırmadan sonra "ensülin almadan normal yaşamlarına devam ettiklerini" söyledi.
Daha Çok Hastada Denenmeli
Ancak bu yöntemin henüz tedavi olarak kabul edilemeyeceği, kök hücre naklinin 1. tip şeker hastaları için standart tedavi yöntemi haline gelebilmesi için, daha büyük hasta grupları ile ve daha ayrıntılı deneyler yapılması gerektiği belirtildi.
Ayrıca kök hücre naklinin zararlarının, bu tür deneylere çocukların dahil edilip edilemeyeceği konusunda da şüpheler yarattığı bildirildi.
Kök hücre naklinin muhtemel zararları arasında kısırlık ve geç ortaya çıkan kanser de bulunuyor.
Dünyada 24 milyon kadar kişinin, daha çok çocuklar ve gençlerde görülen 1. tip şeker hastası olduğu belirtiliyor

 

LEJYONER HASTALIĞI
 
Sağlık Bakanlığı Lejyoner Hastalığı Program Sorumlusu Dr. Yıldırım Bayazıt, Türkiye'de geçen yıl 39 kişide lejyoner hastalığı görüldüğünü belirterek, "Hastalığa yakalanma oranı bakımından Avrupa'nın en kötüsüyken, son yıllardaki çalışmalarla şu anda çok iyi durumdayız" dedi.
Dr. Yıldırım Bayazıt, Antalya'da faaliyet gösteren yaklaşık 150 otel yöneticisine, lejyoner hastalığı ve su hijyeni konusunda bilgi verdi.
Seminer öncesi gazetecilerin sorularını yanıtlayan Bayazıt, lejyoner hastalığına yol açan bakterilerin genellikle ılık sularda oluştuğunu ve buradan hava kabarcıkları halinde solunum yoluyla insanlara bulaştığını bildirdi.
Hastalığın otel, hastane, okul ve alışveriş merkezlerinde görülme riskinin yüksek olduğuna dikkati çeken Bayazıt, turistik tesislerde oluşabilecek lejyoner hastalığının ülkeye prestij ve ekonomik kayıp getirebileceğini belirtti.
Bayazıt, şöyle konuştu:
"Lejyoner hastalığı, tedavisi mümkün bir zatürre türü. Ancak diğer zatürrelerden en büyük farkı öldürücü olması. Hastalığın öldürücülüğü yüzde 30'lara kadar çıkabiliyor."
"İyi Durumdayız"
Türkiye'de hastalığın tanıtımına yönelik 2001 yılından bu çalışmalar yapıldığını belirten Bayazıt, "Hastalığa yakalanma oranı bakımından Avrupa'nın en kötüsüyken, son yıllardaki çalışmalarla şu anda çok iyi durumdayız" dedi.
Türkiye'de 1996 yılında sadece bir otelde 26 kişide lejyoner hastalığı tespit edildiğini hatırlatan Bayazıt, geçen yıl 34'ü turist olmak üzere 39 kişide lejyoner hastalığı tespit edildiğini açıkladı.
Nelere Dikkat Edilmeli?
Bayazıt, şöyle konuştu:
"Lejyoner hastalığının önlenmesi için su 50 derecenin üzerinde olmalı, suyun dezenfektesi uygun koşullarda yapılmalı ve su sistemi her aşamada tortudan, kireçten arındırılmalı. Kullanılmayan odalardaki musluklar her gün açılıp su akıtılmalı. Çünkü bu hastalığın mikrobu suyun durgun olduğu yerde ürer. Öte yandan personel de hastalık konusunda bilinçlendirilmeli."

 

ŞALGAMIN YARARLARI
 
Adana'nın sembolleşen içeceklerinden olan ve vitamin deposu havuçtan elde edilen şalgamın, mevsimsel geçişle birlikte artan soğuk algınlığı ve gribal enfeksiyonlara karşı vücudun direncini artırdığı bildirildi.
Çukurova yöresinde çokça tüketilen şalgama olan talep, özellikle mevsimsel geçiş dönemlerinde fazlasıyla artıyor.
Vitamin deposu olarak bilinen havuçtan, tamamıyla doğal olarak elde edilen şalgamın, yapılan seri üretimler sonucu ülke genelinde tüketimi hızla yaygınlaşırken, vücudu hastalıklara karşı koruyucu etkisinin olması, şeker ve kolesterol yapıcı maddeler bulunmaması da herkesin rahatlıkla içebilmesine olanak sağlıyor.
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Boğaz Burun Hastalıkları Ana Bilim Dalı öğretim Üyesi Doç. Dr. Barlas Aydoğan, mevsimsel geçiş dönemi olan şu günlerde, grip başta olmak üzere soğuk algınlığı hastalıklarının arttığını, şalgamın ise vitamin yönünden zengin olması nedeniyle tüketiminin hastalıklara karşı önleyici olabileceğini söyledi.
Bilimsel bir araştırmanın bulunmamasına rağmen tamamen havuçtan yapıldığı için faydalı olduğunun bilindiğini ve rahatlıkla tüketilebileceğini belirten Aydoğan, şalgamın vücut direncini artırdığını kaydetti.
Şalgam Nasıl Yapılıyor?
Şalgam suyu, mor havucun özü alınarak yapılıyor. Önce, bulgur unu mayalanıp bir hafta bekletiliyor, iyice ekşidikten sonra sulandırılıp, dut ağacından yapılan özel tahta fıçılara bırakılıyor. Ardından, mor havuç iyice temizlenip kaynatıldıktan sonra bu fıçılara konuluyor, üzerine de şalgam turpu yerleştiriliyor. Tahta fıçılarda bir hafta daha bekletilen bu karışıma tuz ilave ediliyor.
Fıçı içinde şarap gibi olgunlaştırılan şalgam, bekleme süresi sonunda süzülerek içime hazır hale getiriliyor. Şalgam suyunu acılı olarak içmek isteyenlerin bardağına ise bir miktar süs biberinden elde edilen acı sos ilave ediliyor.

LAZERLE GÖZ TEDAVİSİ
 
Uzak ve yakını görmeyi etkileyen göz kusurlarının tedavisinde kullanılan ve büyük çoğunlukla olumlu sonuç veren lazerle göz tedavisinin (Lasik), nadiren de olsa kornea merkezinde bulanıklaşmaya ve görme zayıflığına yol açabileceği bildirildi.
Los Angeles'de bulunan California Üniversitesi (UCLA) David Geffen Tıp Fakültesi öğretim üyelerinden Dr. Barış Sönmez ve Maloney Göz Enstitüsü'nden Dr. Robert M. Maloney tarafından yapılan çalışmada, korneadaki problemin birkaç ay içinde kendi kendine çözüldüğü ve oluşan görme zayıflığının da yeni bir lazer tedavisi ile ortadan kaldırılabileceği belirlendi.
Amerikan Göz Hekimliği Dergisinin mart sayısında yer alan çalışma sonuçlarının, lasik tedavisinden sonra yaşanan sorunlarla ilgili olarak 1998 yılından beri kendilerine gelen şikayetleri değerlendiren Sönmez ve Maloney'in bu alanda deneylerine dayandığı belirtiliyor.
Korneadaki bulanıklığın genellikle tedaviden 3-6 gün sonra başladığı ve lazer ışığına doğrudan en fazla maruz kalan kornea merkezinde oluştuğu sonucuna varan doktorlar, bu durumda gözdeki odaklanmanın da anormalleştiğini belirtiyorlar.
Korneadaki bulanıklaşmanın 2 ile 18 ay arasında değişen sürede kendiliğinden geçtiğini söyleyen Sönmez ve Maloney, bulanıklığın bir enfeksiyon olmadığını ve enfeksiyonmuş gibi tedavi edilmesi durumunda başka göz hastalıklarına sebep olabileceği konusunda uyarıda bulunuyor.
Sönmez ve Maloney, lasik tedavisinde kornea bulanıklığı problemi olmasını, tedavi sırasında toksik reaksiyona sebep olan dış bir etkene bağlıyorlar.

 

GİZLİ TİROİD BEZİ TEMBELLİĞİ
 
Çocuklarda konsantrasyon bozukluğu, başarılı derslerinde gerileme varsa ya da gelişmesinde yavaşlama gözlüyorsanız, ihmal etmeden mutlaka bir uzmana başvurulması gerekiyor.
Yapılan araştırmalar, bunun sebebinin "gizli tiroid bezi tembelliği" olabileceğini gösteriyor.
Ufuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Endokrinoloji Bölümünden Doç. Dr. Ayça Törel Ergür, gizli tiroid bezi tembelliğinin, çocuklarda özellikle boy ve kiloda etkisi olduğunu belirterek, "Eğer bir çocukta boy persantilinde düşme varsa, obeziteye doğru kilo almaya doğru eğilim varsa, çocukta anksiyete, depresyon belirtisi varsa, kan yağları özellikle kötü kolesterolde de yükselme varsa düşük doz RT4 tedavisinin başlanmasını ve takip edilmesini öneriyorum." dedi.
Troid bezinin yavaşlamasına "hipotroidi" deniyor.
Bu hastalığın formlarından biri olan gizli tiroid bezi tembelliği ise takip edilmesi gereken sinsi bir tür.
Tedavi edilmediğinde yaşam kalitesini düşürüyor ve tedavisi daha zor hastalıklara yol açabiliyor.
Doç. Dr. Ergür, "Erişkinlerde ise bir kardiyo vasküler risk faktörüdür. Çünkü lipitleri yükseltecektir zamanla erken kalp anormalliklerine neden olabilir." diye konuştu.

 

OTİSTİK BEBEKLER
 

Bir yaşındaki bebeklerin isimleriyle çağrıldıklarında yanıt vermemelerinin otizm belirtisi olabileceği bildirildi.
Amerikalı araştırmacıların, kardeşleri otistik olan ve bu nedenle risk altında görülen bir yaşındaki 101 bebek üzerinde yaptığı inceleme, bebeklerin kendilerine isimleriyle hitap edildiğinde tepkisiz kalmalarının hastalığın erken bir belirtisi olabileceğini ortaya koydu.
Sonuçları "Archives of Pediatrics and Adolescent Medicine" dergisinde yayımlanan araştırma çerçevesinde, söz konusu 101 bebek aynı yaşta hastalık riski görülmeyen 46 bebekle karşılaştırıldı.
Araştırma Nasıl Yapıldı?
Her bebeğin küçük bir oyuncakla beraber masaya oturtulduğu, bir araştırmacının bebeğin arkasında yürüyerek ona açık bir biçimde ismiyle hitap ettiği, üç saniye sonra karşılık vermeyen bebeğe isminin en fazla iki kez daha söylendiği belirtildi.
Araştırmada, hastalık riski görülmeyen tüm bebekler isimleriyle çağrıldıklarında ilk ya da ikinci saniyede tepki verirken, risk altındaki grupta bulunan bebeklerden yüzde 86'sı çağrıya karşılık verdi.
Bu deneyden sonra risk altındaki gruptan 46, diğer gruptan da 25 bebeğin 2 yıl boyunca gözlendiği, bir yaşındayken isimleriyle seslenildiğinde tepkisiz kalan bebeklerin dörtte üçünün 2 yaşında gelişim sorunları gösterdiği bildirildi.
Araştırmada, daha sonra otizm teşhisi konulan bebeklerin yarısının, herhangi bir gelişim sorunu yaşayanların yüzde 39'unun söz konusu testte başarısız olduğu görüldü.

 

YEMEK BORUSU DARLIĞI
 
Yemek borusu darlığı önemli bir sorun. Bu problemi yaşayan kişi rahatça yiyip içemiyor giderek de zayıflıyor.
Bu hastalık, ameliyata gerek kalmaksızın balon ve buji kullanılarak tedavi edilebiliyor.
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde, bu yöntemlerle yılda yaklaşık bin hasta sağlığına kavuşturuluyor.
Yemek borusu darlığı, reflü, yakıcı madde içilmesi ve yemek borusu kanserleri sonrası ortaya çıkabilen bir hastalık. Hastalık, yutkunma şikayetleriyle kendini gösteriyor.
Normal bir insanın yemek borusu 13 milimetre çapındayken, hastalıklar sonrasında 3 milimetreye kadar daralıyor.
Yemek borusu darlıkları da çeşitli tedavi yöntemleri ile sorun olmaktan çıkıyor. Bu yöntemlerden biri buji diğeri ise balon.
Hastanede yatmadan aynı gün taburcu olunmasını sağlayan her iki yöntem hastaları, binlerce YTL'lik ameliyat masrafından da kurtarıyor.
 

 

KÖK HÜCREDEN KALP KAPAKÇIĞI DOKUSU
 
Tıpta devrim niteliğindeki kök hücre çalışmaları, farklı hastalıkların tedavisinde umut vaad ediyor.
İngiliz araştırmacılar, kök hücreden kalp kapakçığı dokusu geliştirdi.
İngiliz The Guardian gazetesi, Harefield hastanesindeki kalp bilim merkezinde bir grup araştırmacının, kök hücreden, insan kalbindeki kapakçıkla aynı şekilde çalışan doku geliştirdiğini yazdı.
Bu çalışma, kök hücreden insan kalbi yapma yolunda önemli bir adım olarak nitelendiriliyor.
Hayvanlar üzerinde yıl sonunda yapılacak denemelerin başarıyla sonuçlanması halinde, söz konusu dokunun kalp hastalarında üç yıl içinde organ naklinde kullanılması mümkün olabilecek.
Araştırma ekibinin başkanı kalp cerrahı Magdi Yacoub, kök hücreden bütün bir insan kalbi geliştirmenin imkansız olmadığını, bunun 10 yıl sonra gerçekleşebileceğini vurguluyor

 

 

DAMARİÇİ PROTEZ
 
ABD'de yapılan bir araştırmada, aterosiklerozun tedavisinde kullanılan, tıkanmış damarın içine uygulanan damariçi protez yönteminin ilaç tedavisinden daha etkili olmadığı belirlendi.
"New England Journal of Medicine" adlı tıp dergisinin bu haftaki sayısında yayımlanacak araştırmada, damarın içine konulan bu "biyoaktif vasküler endoprotez" olarak adlandırılan bu küçük silindirlerle ilaç temelli tedavinin etkinliğini kıyaslamak için klinik deneyler yapıldı.
Araştırma sonuçlarının yalnızca ABD'de 3,2 milyar dolarlık bir pazarı bulunan damariçi protezle ilgili tıbbi uygulamalarda değişikliğe yol açabileceğini belirten araştırmacılar, deneyler sonrasında her iki grupta da ölüm oranının yüzde 8 çıktığına işaret ettiler.
Araştırmacılar, klinik deneyler sonucu ölüm, enfarktüs ve diğer damar rahatsızlığından ileri gelen risklerin damariçi protez kullananlarda yüzde 20, ilaç tedavisi uygulananlarda ise yüzde 19,5 olduğunu bildirdiler.
ABD'de damariçi protezleri, Johnson and Johnson ve Boston Scientific şirketleri üretiyor.

 


KARACİĞER YAĞLANMASI
 
Obezite ve hareketsiz yaşamın, karaciğerdeki yağlanmayı artırarak yaşam kalitesini düşürdüğü bildirildi.
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tamer Tetiker, AA muhabirine yaptığı açıklamada, karaciğer yağlanmasının günün en önemli sağlık sorunlarından biri olduğunu, hastalıkla ilgili şikayetlerin her geçen gün arttığını söyledi.
Karaciğer yağlanmasının genel olarak, düzensiz beslenme, alkol kullanımı ve obeziteyle birlikte ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Tetiker, "Yıllar içinde karaciğerin fonksiyonlarının bozulmasına yol açan yağlanma, genel olarak yaşam kalitesini de önemli ölçüde düşürür" dedi.
Teknolojik gelişmeler ve hazır yiyecek tüketiminin obezite sorununu ortaya çıkardığını bildiren Prof. Dr. Tetiker, şöyle konuştu: "Genellikle tesadüfen bulunan karaciğer yağlanması, günümüzde sıkça karşılaşılan bir sağlık sorunudur. Tıp dilinde hepatosteatoz diye anılan hastalık, karaciğer hücrelerinde aşırı yağ birikmesi anlamına gelir. Şişmanlık, şeker hastalığı, bazı ilaçların kullanımları ve alkol kullanımıyla ortaya çıkan yağlanma, devamı halinde ise siroz gibi karaciğerin fonksiyonlarını yitirmesine yol açabilir, hatta ölümle bile sonuçlanabilir."
Spor Yapın, Sebze Ağırlıklı Beslenin
Prof. Dr. Tetiker, karaciğer yağlanmasının önüne geçmek için spor yapmak ve düzenli beslenmek gerektiğini belirterek, "Günlük yaşamda monotonluktan kurtularak, hareketli bir yaşam tarzı benimsenmeli" dedi.
Katı yağların azaltılarak, yağlı yemeklerden uzak durulmasını da öneren Prof. Dr. Tetiker, sebze ağırlıklı beslenilmesi ve alkol kullanımından uzak durulması gerektiğini kaydetti.
Karaciğer yağlanmasından şüphelenilen kişilerde hastalıkların mutlaka araştırılması ve sonuca göre tedaviye başlanmasının önemine dikkati çeken Prof. Dr. Tetiker, yılda bir kez de olsa sağlık taraması yaptırılması gerektiğini sözlerine ekledi

 

NİKOTİN BANTLARI
Sigara alışkanlığının bırakılması için başvurulan yöntemlerin başında gelen nikotin bantlarının, mutlaka doktor kontrolünde kullanılması gerektiği bildirildi.
Uludağ Üniversitesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Esra Kurt Uzaslan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kanser yapıcı ve kanserin ortaya çıkışını kolaylaştırıcı 4 binden fazla madde içeren sigarada bulunan ve bağımlılık yapan nikotinin, kişinin sigarayı bırakmasını engelleyen en önemli faktör olduğunu söyledi.
Nikotin Sigara İçmeye Başladıktan 7 Saniye Sonra Beyne Ulaşıyor
Araştırmaların, bu bağımlılığın kokain, eroin ve esrarla karşılaştırıldığında daha güçlü olduğunu ortaya koyduğunu ifade eden Uzaslan, nikotinin sigarayı içmeye başladıktan 7 saniye sonra beyine ulaşarak birtakım etkiler yaptığını, kişinin kendisini daha iyi hissetmesini sağlayabildiğini kaydetti.
Uzaslan, kişinin sigarayı bırakabilmesinde en önemli etkenin "karar vermesi" olduğunu belirterek, şöyle konuştu: "Öncelikle karar verilmesi gerekiyor. Sigarayı bırakmak zor, ancak daha da zoru bırakmış kalmak. Önemli olan tekrar başlamamak. Bu nedenle bırakmak ve bırakmış kalmak için destek tedavisi alınabilir ve bu destekte en önemlisi kişinin hekimidir. Hekim ve klinik psikologlar destek olabilir. Böylece bırakma şansı çok artacaktır."
Bağımlılarda sigarayı bırakmayı denediklerinde ortaya çıkan, huzursuzluk, uykusuzluk, gerginlik, düşünceleri toplamada güçlük, aşırı tepki verme, sinirlilik, baş ağrısı gibi durumların ortadan kaldırılması için bazı tıbbı tedaviler olduğunu dile getiren Uzaslan, şunları kaydetti:
"Sigara bırakma yöntemlerinden olan nikotin bantları oldukça emin ve güvenlidir. Ancak, hekim kontrolünde kullanılması çok önemlidir. Çünkü bantları kimin hangi dozda kullanacağına hekim karar vermelidir. Yanlış, düşük veya yüksek dozdaki bantları kullanmak gereksiz riskleri almaya yol açacaktır."
Son 1 ay içinde kalp krizi geçirenler, kalp ritm bozukluğu olan kişiler, hamileler ve süt verenlerin bu bantları kullanmaması gerektiğini vurgulayan Uzaslan, "Bunların dışındakiler bandı hekim kontrolünde kullanabilirler. Nikotin bandı takılıyken sigara içilmesi, bandın olası yan etkilerini oldukça artırır. Bant kullanırken sigara içmeye devam etmek bandın çarpıntı, baş ağrısı, uykusuzluk, kas ağrısı, hazımsızlık gibi olası yan etkilerinin artmasına neden olabilir. Bandın her gün vücudun kılsız değişik bölgesine yapıştırılması gerekir." dedi


Üzüm Zeka Geliştiriyor
Zeka gelişimine birebir şifa. Üzümün, içerisinde bulunan kalsiyum, şeker, potasyum ve demir gibi maddelerin birçok hastalığa iyi geldiğini bildiren bilim adamları zekayı da çok geliştirdigini söylediler.


Üzümün, içerisinde bulunan kalsiyum, şeker, potasyum ve demir gibi maddelerin birçok hastalığa iyi geldiği belirtildi. Üzüm, yaş olarak tüketildiğinde hazmı kolaylaştırıyor.

Ayrıca, çocukların zeka gelişmesini sağlar, kan yapıcı özelliği vardır.


Dişlerin parlaklığında da etkili olan üzüm, zekaya da etkili... Özellikle okul çağındaki çocukların günde 5-8 tane kuru üzüm yemelerinin zeka gelişimine büyük yararı bulunuyor, enerji veriyor.

Bilimadamları, üzümden elde edilen pekmez ve günbalının da birer şifa kaynağı olduğunu, kış aylarında yeterli miktarda tüketimi halinde soğuk algınlığı, nefes darlığı ve astıma iyi geldiğini belirledi.
 

Tansiyon İlaçları
 
Tansiyon ilaçlarının, akciğer kanserinin tedavisinde kullanılabileceği anlaşıldı.
ABD'de yayınlanan "Cancer Research" adlı dergide çıkan makaleye göre, laboratuvarda hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde, kandaki "anjiotensin" hormonunu artıran tansiyon ilaçlarının, akciğer tümörlerini yüzde 30 oranında azalttığı belirlendi.
Wake Forest Üniversitesi'nden Patricia Gallagher başkanlığındaki araştırma ekibinin çalışması, bu ilaçlarla tedavi edilmeyen farelerdeki tümörlerin, aynı zaman dilimi içinde iki kat arttığını gösterdi.
Araştırma ekibinden Ann Tallant, bunun, bu hormonun kanser tümörlerini azalttığına dair ilk çalışma olduğunu belirtti ve bu sonuçların, akciğer kanserinin tedavisi için yeni bir yöntem geliştirilebileceğini düşündürdüğünü vurguladı.
Tallant, "anjiotensin" hormonunun kanseri tedavi etme potansiyelini araştırma fikrinin, tansiyon tedavisi gören hastalar arasında akciğer kanserinin çok az görülmesinden doğduğunu belirtti.